Osmanlı Döneminde Ahşap İşleme Sanatı

Osmanlı Döneminde Ahşap İşleme Sanatı

Selçukluların ahşap işçiliğini Osmanlılar en yüksek düzeye ulaştırmışlardır. Osmanlı döneminde Selçuklu geleneği büyük ölçüde sürdürülmüş; “oyma”, “şebekeli oyma” ve “kündekari” yanında bazı yeni teknikler de ortaya çıkmıştır. Osmanlı ahşap işçiliğinde “kakma tekniği” çok yaygındır, kakma malzemesi olarak da sedef, fildişi ve bağa kullanılmıştır.

Osmanlı dönemi ahşap sanatında yaygın olarak kullanılan ağaç türleri; ceviz, şimşir, ıhlamur, meşe, elma, armut ve sedir gibi yerli ağaçlardır. Bunların yanı sıra yer yer dışarıdan getirilen gül ve abanoz gibi tropikal ağaçlar da kullanılmıştır.

15. yüzyılda Osmanlı ahşap sanatında Selçukluların kullandığı oyma, şebekeli oyma, çatma/kündekari teknikleri dışında sedef, fildişi, bağa, kemik, altın, gümüş gibi malzemelerle zengin eserler verilmiştir. Bu dönemde kündekari tekniği tekniği üzerinde daha çok durularak sedef, bağa ve fildişi gibi maddeler kullanılarak, kakma tekniğinde örnekler sergilenmiştir.

Ağaç işçiliğinin önemli bir kolu olan kapı ve pencere kanatları Osmanlı ahşap işçiliğinde önemini korumuştur.

Osmanlılar, 15. yüzyılda genellikle bitki motifleri ve geometrik motifleri ön plana çıkarmışlar; 17. yüzyılda özellikle Kur’an muhafazaları ve rahlelerde fildişi ve sedef kakma tekniği kullanmışlardır.

Osmanlı devri ahşap süslemelerinde yazı önemli bir yer tutmaktadır. Yazı kitabelerde ve bordürlerde geniş olarak kullanılmıştır. En çok kufi, nesih ve sülüs yazı kullanılmış, yazının boşlukları ve çevresi de aynı bitkisel motiflerle desenlenmiştir. Yazı, geometrik ve bitkisel motifler arasında bir süs öğesi olarak kullanılmıştır. Bunlara ilave olarak Mührü Süleyman motifi de kullanılmıştır. Çizgilerin değişik şekilde kesişmesiyle gelişen üçgen, dörtgen, çokgen, yıldız gibi şekillerin oluştuğu ve çok değişik biçimlerin uygulandığı “arabesk” denilen süslemeler 15. yüzyıl ağaç eserleri ile birlikte tüm diğer sanatlarda da yaygın olarak kullanılmıştır.

Osmanlı dönemine ait iç ve dış mimarinin çeşitli bölümlerinde, kakma sanatı yaygın olarak yazı levhaları, tahtlar, minberler, rahleler, kitap koruma kutuları, çekmeceler ve dolaplar gibi eserlerde kullanılmıştır. Özellikle Mimar Sinan ve öğrencileri, kakmacılığa önem vermişlerdir. Topkapı Sarayı Has Bahçesi’nde kakmacılığı geliştiren bir atölye kurulmuş, yapı sanatının bir kolu olarak taş ve tahta üzerine kakmacılık metotları geliştirilmiş ve öğretilmiştir.

Osmanlı döneminde ahşap sanatında uygulanan bir başka teknik de ahşabın boyanarak süslenmesidir. 17. ve 18. yüzyıllarda sedef, bağa, fildişi kakma ve sedef mozaik teknikleri barok ve rokoko üsluplarının da etkisi altında kalarak daha çok yaygınlaşmış, 19. yüzyılda dolap kapakları, yüklükler, çekmeceler, lambalıklar, kavukluklar ve tavan göbeklerinde Edirnekari boyama tekniği uygulanmıştır. Ağaç işlemeciliğinde Edirne önemli merkezlerden biridir. Edirnekari olarak bilinen ahşap eşya üzerine boyama tekniği başta İstanbul olmak üzere ülkenin birçok yerine yayılmıştır.

18. yüzyılda, Türk mimarisinin her dalında kendini gösteren, Avrupa’nın barok ve rokoko etkileri, ağaç işlerini de etkilemiştir. Osmanlı ahşap sanatında şimşir, ıhlamur, meşe, ceviz, elma, armut, sedir, gül ve abanoz ağaçlarından yapılan eserler arasında, sütun başlıkları, kornişler, konsollar, dolap kapakları, kapı ve pencerelerin yanı sıra minber, kürsü, rahle, Kur’an muhafazası, raf, kutu, kavukluk ve çekmecelere de rastlanır.

19. yüzyılda ahşap üzerine Edirnekari boya bezeme uygulandığı ve bu yöntemin de daha çok dolap kapaklarında, çekmecelerde ve tavan göbeklerinde yer aldığı görülmektedir. İstiridye kabuğu şekilleri devrin özelliğine uygun olarak çeşme aynalarında, saray kapılarında, pencere alınlıklarında olduğu gibi oyma rahlelerde ve mobilyalarda bolca kullanılmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir