Sandık Yapımı Hakkında Bilgi

SanSandık Yapımı Hakkında Bilgi

Sandıklar; hayallerimizi, sırlarımızı, sevincimizi, hüznümüzü, yaşamımızda kendimize ayırdığımız mahrem tuttuğumuz ne varsa içine koyup kilidini çevirdiğimiz kutulardır.

Tarihi eski Mısır’a dayanan sandıkların Osmanlı’da yoğun olarak kullanımı 19. yüzyıla rastlar. Batılı yaşam tarzının Osmanlı’da etkili olmasıyla birlikte gömme dolapların yerini alan sandıklar, öylesine hayatımıza girdiler ki büyük evlerde “sandık odaları” yapılmaya başlanmıştır. İçlerine mendilden çoraba, giysiden nakışlı örtülere kadar pek çok şeyin konulduğu çeşitli bohçalar, artık gömme dolaplara değil, itinalı bir düzenle sandıklara yerleştiriliyordu. Çam, abanoz, sedir, ceviz, elma, gül gibi ağaçlardan yapılan sandıklar, maharetli ustaların ellerinde birer sanat eserine dönüşüyordu. Ahşap oyma, metal, sedef, fildişi gibi malzemelerle kakma, deri veya metal levhalarla kaplama ya da kök veya toprak boyalar kullanılarak boyama teknikleriyle süsleniyor; motifler bazen de kabara denilen çiviler aracılığıyla oluşturuluyordu.

Ağırlıklı olarak genç kızların daha küçücük bir çocukken oluşturulmaya başlanan çeyizlerini saklamak amacıyla yapılan sandıklar, genellikle anneden kıza geçerek yıllarda kullanılırdı. Çeyiz sandıklarında kullanılan ağacın cinsi ve süslemenin zenginliği çok önemliydi. Çünkü çeyizle birlikte sandık da bir hediye olarak kabul edilirdi. Zengin aileler sedir ya da ceviz ağacından, oymalı, kakmalı, kapak içlerine kök veya toprak boya ile çiçek, manzara resmi yapılmış sandıklar kullanırlardı.

Özellikle tahta kurduna ve güveye karşı dayanıklı olan sedir ağacı çok gözdeydi. Bu sandıkların arada bir açılıp havalandırılması adettendi. Sandıkların içleri kadife, saten kumaşla ya da desenli kağıtla kaplanır, böylece hem içlerine konacak eşyalar neme ve zedelenmeye karşı bir kat daha korunur hem de görselliği katmerlenmiş olurdu. Giysi ve örtülerin güzel kokması da önemsendiğinden sandık içlerine kurutulmuş çiçek yaprakları, lavanta veya parfüm şişesi bırakılırdı.

Bazılarının içinde tığ, iğne-iplik, düğme, çakı, tespih gibi eşyaların konulduğu bir göz veya değerli takıları saklamaya yarayan gizli bir bölme bulunurdu. Kimilerinin üzerine Kur’an-ı Kerim koymak için fildişi, sedef ya da gümüş kakmalı kutular yapılırdı. Kilit sistemleri farklı hatta şifreli olur, kimilerinin kapağı açıldığında alarm niyetine bir çıngırak çalardı.

Sandıklar, genç kızların çeyizleri kadar sırlarını da saklamaya yarardı. Yavukludan gelen mektupların, fotoğrafların veya özel eşyaların yeri sandıklardı. Genç kızın mahremi olan sandığını ondan başkası açamazdı. Evlendiğinde koca evine götürdüğü sandığını hatıra defteri gibi kullananlara da rastlanırdı. Sandık sahibi, evlendiği, çocuklarının doğduğu, hatta aile büyüklerinin vefat ettiği tarihleri genellikle bir kurşun kalemle kapak içine yazardı. Evlilikten itibaren kocaya ve çocuklara ait tabanca, tespih, göbek bağı, bir tutam saç gibi kişisel eşyalar da bu sandığa konurdu. Yiyecek, kap-kacak, çeşitli malzeme koymak amacıyla üretilen sandıklar ise genellikle basit, sade ve süslemesiz olurdu.

Gelin çeyizini sandıkla taşıma ya da kıymetli eşyaları sandıklarda saklama geleneği, günümüzün yaşam koşullarına yenik düşmüş ve hemen hemen yok olmuştur. Köylerde bile bu geleneğe nadiren rastlanmakta, çeyizler bavullarla taşınmaktadır. Bu tarz sandık üreten ustalar da azalmıştır. Eskiden günümüze ulaşan sandıkların otellerde ve evlerde dekoratif amaçlarla kullanıldığı görülmektedir. Yeni üretim sandıkların çoğu da bu amaçla yapılmaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir