Türklerde Seramik Sanatı

Türklerde Seramik Sanatı

Seramik, genellikle kil minerallerinden yapılan plastik hamurun şekil verilip pişirilmesiyle elde edilen çanak, çömlek, kap, testi, tuğla ve kiremit gibi düşük sıcaklıkta yumuşak pişirilmiş toprak eşya ve yüksek sıcaklıkta sert pişirilmiş porselen eşyalara denir.

Seramiğin ham maddesi olan kil tarihi gelişimi içinde, yüzyıllar boyunca, kap kacak yapımından başka tahıl ve diğer ürünlerin depolanmasında yarayacak çeşitli büyüklükte kapların yapımında kullanılmış, gerek eski çağlarda gerekse günümüzde yapı tuğlası üretiminde yararlanılan bir gereç olmuştur.

Hun devrinde bozkır kültürünün yarı yerleşik yapısı nedeniyle seramik(keramik) daha ziyade Türklerin yaşadığı Kuzey Çin bölgesinde gelişmiş ve özellikle doğu Hun devletinin ortadan kalkmasıyla keramik teknikleri Orta ve İç Asya’ya yayılmıştır.

Sibirya ve Altaylarda Demir devrinin bütün mezarlarında kil kaplara rastlanmıştır. Bunlar Tunç devrine nazaran çok daha kalitelidir. Abakan boyundaki yeni demir devrine ait mezarlarda ölülerin yanında mezar çömlekleri bir gelişmeyi işaret eder. Zevkle işlenmiş bu çömlekler çoğu maviye çalan kül renginde iyi karıştırılmış kilden imal edilmiştir. Dolayısıyla Demir devrinde Hunların çok iyi bir fırın tertibatına sahip oldukları görülmektedir. Moğolistan’da da Hun devrine ait çeşitli keramikler bulunmuştur. Gri hamurlu bazı örneklerde keramik küplerin şişkin gövdeli ağız kenarları dışarıya doğru genişler. Ayrıca kare şeklindeki keramik levhalar da karşımıza çıkmaktadır.

Hunların kurduğu ilk kültür ve sanat birliğinden sonra, Göktürk devrinde ikinci kez geniş bir bölgede kültür ve sanat birliği kurulmuştur. Eskiden beri İç Asya dışındaki, özellikle Orta Asya ve batı bölgelerinde Türklerin kültür ve sanatının geliştiği ve yayıldığını görmekteyiz.

Türkistan ve diğer bölgelerdeki Göktürk devri keramik sanatının Türkler tarafından geliştirilerek Karahanlı devri keramik sanatına aktarıldığını görüyoruz. Her iki grupta da görülen figürlü kaplar ve terra-cotta figürlü keramikler ayrı bir grup teşkil eder. Üzerinde kabartma veya yapıştırma figürlerin yer aldığı, bitkisel veya geometrik süslemelere sahip naaşların saklandığı keramik mahfazlar yapılmıştır. Kapların genelde çok çeşitli biçimlere sahip olduğu görülmektedir. Armudi gövdeli kaplara (testi, küp veya amfora tipi kaplar) rastlarız. Bazı testi ve kapların ağızları gaga biçimindedir. Bunlar kaz veya ördekgagasına benzetilir. (Kaz eski Türklerde önemli simgesel anlamlar yüklenen hayvanlardan biridir.) Kimi kaplarda kulp görülür.

Keramiklerin el yapımı, kalın çeperli, koyu hamurlu kaba örneklerinin yanı sıra, çarkta yapılmış astarlı, perdahlı veya mikayla kaplanmış ince çeperli ve iyi hamurlu örnekleri de vardır. Sivri, dişli, geniş ağızlı, şişkin gövdeli, zikzak çizgili tırnak motifli kapların yanı sıra, bütün iç ve Orta Asya’da çok eski çağlardan beri çeşitli kültürlerde görülen keramiklere benzeyen örnekler görülmektedir.

Türklerin İslamiyet’i kabulü ve daha yerleşik düzende yaşamaya başlamalarıyla, seramik sanatında da önemli gelişmeler sağlanmaya başlanmıştır.

İslamiyet sonrası Türk keramik sanatın, Karahanlılarla, hatta onların İslamiyetten önceki devri olan Karluklular ile başlar. Karluk keramiğinde, Uygurlardan gelen süsleme ve motifleri görüyoruz. Karluk ve Karahanlı devirlerinde kırmızı ve beyaz hamur kullanılmış, sigrafitto, taraklama, noktalama gibi birçok teknik uygulanmıştır. Bu keramiklerde dikkati çeken husus, figüratif konuların yerini, yavaş yavaş bitkisel ve geometrik motiflerin hakimiyetine bırakmasıdır. Karahanlı keramiklerinde  süslemeler, bir merkezden kaynaklanarak yayılır. Tabakların kenarlarında süsleme bordürlerinin yanında, küfi yazı şeritleri de dikkati çekmektedir. Karahanlı keramiklerindeki bitkisel motifler ve bunların oluşturduğu düzenlemeler, Hıtai(Hatayi) tarzı süslemelerin kaynağına işaret etmektedir.

Türklerin Anadolu’yu ele geçirmesinden sonra seramik sanatı, bu bölgede 8000 yıldır süregelen geleneği de bünyesine katmış ve yepyeni bir boyut kazandırmıştır. Bu sentezin sonucunda özellikle Kütahya ve Çanakkale önemli seramik üretim merkezleri haline gelmiş, çini yanında hayvan şekilli kaplar Çanakkale seramiklerinin simgesi olmuştur.  Yine de, Osmanlı seramik sanatının doruk noktası İznik’tir. Bu üretim merkezleri zaman içinde gerilemiş ve ışıltısını kaybetmiştir. Ancak Cumhuriyet ile Türk seramik sanatı yepyeni bir döneme girmiş ve gerek eski Anadolu medeniyetleri gerek ise Türk-İslam geleneğinden gelen birikimi harmanlayarak gelişimini sürdürmüştür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir